HABER MERKEZİ - Rosa Luxemburg’un toplumsal devrim vizyonu ile Kuzey ve Doğu Suriye’deki demokratik özerklik modelinin ortak noktaya sahip olduğunu belirten Rosa Luxemburg Vakfı’dan Lama Ghandour, “Rosa'nın, dayanışma, eşitlik ve özgürlük ilkeleri Rojava devriminde parlıyor” dedi.
Alman Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) Birinci Dünya Savaşı’nda, Alman tekellerinin çıkarları doğrultusunda savaşa destek vermesine karşı çıkan Rosa Luxemburg, 15 Ocak 1919 tarihinde Berlin’de katledildi. 20. yüzyılın en önemli devrimcilerinden biri olan Rosa Luxemburg, Polonya doğumlu bir Alman sosyalistti. Savaş ve militarizme karşı verilen mücadelenin öncülerinden biri olan Rosa Luxemburg, aynı zaman bir kadın hakları savunucuydu. Amerika’nın New York kentinde daha iyi çalışma koşulları ve eşit işe eşit ücret için 8 Mart 1857 tarihinde greve giden 40 bin kadından 120’sinin çıkan yangında yaşamını yitirmesinin anısına ilan edilen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün mimarlarından biri. Rosa Luxemburg, tarihi 1800’lü yıllara dayanan 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü ilan edilmesi önerisini sunan isimlerdendi.
Rosa Luxemburg'un mirasını devralan kadınların, eşit ve özgür bir yaşam hayali ise Kuzey ve Doğu Suriye’de hayat buldu. 8 Mart dolayısıyla Rosa Luxemburg Vakfı’nın (RLS) Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta Göç ve Feminizm Program Yöneticisi olan Lama Ghandour ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Almanya’da insan hakları alanında yüksek lisans yaptığı sırada vakıfla tanışan ve tüm engellere rağmen sol-sosyalist değerlere bağlılığı orada öğrenen Lama Ghandour, Rosa Luxemburg’un dayanışma, eşitlik ve özgürlük ilkelerinin “Rojava Kadın Devrimi”nde parladığını vurguladı.
Günümüzde kadınların karşılaştığı en büyük sosyal ve ekonomik sorunlar nelerdir? Kapitalist sistemin kadınların yaşamları üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kapitalizm, dünyanın dört bir yanındaki kadınlar için başlıca baskı sistemlerinden biri. Güç dinamikleri üzerinden yükselen ataerkil bir sistemdir. Kapitalizm kaynakları adaletsiz bir şekilde dağıtır.
Kapitalizmin, dünyanın dört bir yanındaki kadınlar için başlıca baskı sistemlerinden biri olduğunu söylersem bariz olanı ifade etmiş olurum. Kapitalizm, kadınlar, mülteciler ve LGBTQI+ gibi grupları sistematik olarak marjinalleştiren, güç dinamikleri üzerinden yükselen ataerkil bir sistemdir. Kapitalizm kaynakları adaletsiz bir şekilde dağıtır ve egemen güç yapısının dışında kalanlar, özellikle de kadınlar ve toplumsal cinsiyet azınlıkları en çok acı çekenlerdir. Günümüzde kadınlar, toplumsal cinsiyete dayalı sistemik şiddet, ekonomik güvensizlik ve siyasi marjinalleşme gibi köklü sosyal ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalmaya devam etmektedir. Kapitalist bir sistemde kaçınılmaz olan mali kriz dönemlerinde bu sorunlar daha da şiddetlenmekte ve çok daha görünür hale gelmektedir.
Lübnan’da bu durum nasıl?
Lübnan'da devam eden ekonomik kriz nedeniyle kadınlar artan işsizlik, yoksulluk ve temel hizmetlere erişim eksikliğinden orantısız bir şekilde etkilenmekte. Bu ekonomik sistem, kadınların gerçek bağımsızlıklarını elde etme ve karar alma süreçlerine tam olarak katılma becerilerini sınırlayarak bağımlılık ve eşitsizlik döngülerini sürdürmektedir. Ekonomik ve sosyal haklar kadar önemli olan medeni ve siyasi hakları da göz ardı etmemek gerekir. Örneğin; Lübnan, bölgede kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan ilk ülkedir ancak bugüne kadar kadınlar siyasi alanda ciddi şekilde temsil edilmemiştir. Erkeklerin siyaset sahnesine hakim olmaya devam etmesi nedeniyle kadınların sesleri hala bir kenara itilmektedir.
Vakıf olarak bu sorunların çözümüne yönelik çalışmalarınız var mı? Rosa Luxemburg'un mücadelesini bugün vakıf bünyesinde hangi faaliyetlerle yürütüyorsunuz?
Rosa'nın adını gururla taşıyoruz ve onun sosyalizm, eşitlik ve dayanışma değerleriyle özdeşleşiyoruz. Lübnan'daki Rosa Luxemburg Vakfı'nda, kadınların sesini yükseltmek, toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmek ve sosyal adaleti savunmak için çalışıyoruz. Ötekileştirilmiş kadınlarla çalışan taban örgütlerini ve hareketleri destekliyor, aktivizmleri için kaynaklar ve platformlar sunuyor ve kadınların öncülük ettiği girişimleri desteklemeyi önemsiyoruz. Faaliyetlerimiz arasında kadınların yaşamlarını şekillendiren ekonomik, sosyal ve siyasi koşullara ilişkin araştırmalar da yer alıyor. Rosa Luxemburg'un sosyalizm, sınıf mücadelesi ve dayanışmanın önemine ilişkin fikirleri çalışmalarımıza rehberlik ediyor. Bu değerleri programlarımıza, yaklaşımımıza ve vizyonumuza yansıtıyoruz. Rosa Luxemburg Vakfı, Beyrut'ta politik bilgiyi erişilebilir kılmaya ve eylem araçları olarak bilinçli, eleştirel diyaloğu teşvik etmeye odaklanıyoruz. Bilgiye erişilebilirlik her türlü toplumsal değişimin anahtarıdır ve değişim ancak tüm cinsiyet kimliklerinden insanlar eşitlik ve özgürlüklerini baltalayan kapitalist yapılara meydan okuyabildiklerinde gerçekleşebilir.
Rosa Luxemburg'un mirasını devralan kadın hareketlerinin bugünkü çalışmalarını, özgürlük ve eşitlik mücadelelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Pratiğe yansımaları var mı?
İlerleyebilmek için küresel çapta fazla dayanışmaya ihtiyacımız var. Bunu yapmanın bir yolu, kadınların hem evde hem de kamusal alanda güç kazandığı, Rojava gibi yerlerde gördüğümüz alternatif ekonomik ve sosyal örgütlenme modellerini desteklemektir.
Rosa Luxemburg'un mirasını taşıyan kadın hareketleri; özellikle toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, işçi hakları ve daha fazla kadının siyasi alanlara girmesi gibi konularda bazı önemli ilerlemeler kaydetti. Ancak dürüst olmak gerekirse, mücadele henüz bitmiş değil. Burada cevap ‘hareket’ kelimesine dayanıyor. Her zaman gelişiyor, her zaman ilerliyor. Elbette şu anda aksaklıklar var, örneğin birçok yerde kürtaj hakları, trans hakları ve hatta ifade özgürlüğü gibi temel özgürlükleri kısıtlayan sağcı grupların yükselişini görüyoruz. Bu hareketle birlikte gelen ekonomik ve sosyal yapılar da, toplumsal cinsiyet hakları üzerinde doğrudan bir etkiye sahip ve çoğu zaman ilerlemeyi kısıtlıyor. İlerleme kaydetmiş olsak da hala eşitsizliği yerinde tutan köklü ataerkillik ve kapitalizmle karşı karşıyayız. İlerleyebilmek için küresel çapta kadın mücadeleleri arasında daha fazla dayanışmaya ihtiyacımız var. Sadece kendi sorunlarımıza odaklanamayız; kol kola girmeli ve birbirimizi desteklemeliyiz. Elbette kapitalist sistemlere meydan okumaya devam etmeliyiz. Bunu yapmanın bir yolu, kadınların hem evde hem de kamusal alanda güç kazandığı Rojava gibi yerlerde gördüğümüz alternatif ekonomik ve sosyal örgütlenme modellerini desteklemektir. Beyrut'taki gıda egemenliği programımızın da aynı amaca hizmet ettiğini ve mücadelemizin çok önemli bir ayağını oluşturduğunu vurgulamak isterim.
Rosa Luxemburg'un devrimci perspektifi, özellikle de anti-kapitalizm, sosyalizm, sınıf mücadelesi, eşitlik ve özgürlük anlayışı Kuzey ve Doğu Suriye modelinde nasıl pratik buluyor?
Rojava'daki devrimin, Rosa Luxemburg'un devrimci fikirlerinden esinlenip esinlenmediğini kesin olarak söyleyemem. Ancak dışarıdan bakan bir gözle; Rosa'nın orada mevcut olduğunu söyleyebilirim. Kapitalist yapıların reddedilmesi ve demokratik bir konfederalizmin inşa edilmesi; bu, toplulukların kendi kendilerini örgütledikleri ve kararların merkezi bir otorite tarafından kontrol edilmek yerine yerel düzeyde alındığı anlamına geliyor. Kadınlar tüm bunların ön saflarında yer aldılar ve alıyorlar. Sadece katılmakla kalmıyorlar, geleneksel, ataerkil yapılara her gün meydan okuyorlar. Bu Rosa Luxemburg'un, kaynakların kolektif mülkiyetinin ve kontrolünün kilit önemde olduğu sosyalizm vizyonunu yansıtıyor ve elbette, cinsiyet eşitliğine yapılan vurgu çok büyük. Bu, Rosa Luxemburg'un sosyal adaletin sadece ekonomik olmadığı, kimsenin, özellikle de kadınların geride kalmamasını sağlamakla ilgili olduğu inancını doğrudan yansıtıyor. Bu fikirlerin, kadınlara geleceklerini şekillendirmede daha fazla güç, kontrol ve eylemlilik sağlayacak şekilde hayata geçirildiğini görmek ilham verici.
Rosa Luxemburg'un, toplumsal devrim anlayışı Kuzey ve Doğu Suriye'deki demokratik özerklik modeliyle ne gibi benzerlikler taşıyor? Bu modelin sosyalist ideallerine yakın yönleri var mı?
Rosa Luxemburg'un toplumsal devrim vizyonu ile Kuzey ve Doğu Suriye'deki demokratik özerklik modeli, kapitalist devlete meydan okuma ve hiyerarşik iktidar yapılarını yıkma konusunda pek çok ortak noktaya sahip. Rosa, kapitalizmi ortadan kaldıracak, eşitlik ve dayanışmaya dayalı bir toplum yaratacak bir devrim için mücadele etti. Benzer şekilde Rojava'da da, yerel toplulukların kendi kaynakları ve kararları üzerinde kontrol sahibi olduğu ademi merkeziyetçi bir toplum inşa etmeye odaklanılıyor. Kadınlar bu modelde büyük bir rol oynuyor ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin devrimin tam kalbinde yer almasını sağlıyor. Rosa'nın dayanışma, eşitlik ve özgürlük ilkelerinin Rojava devriminde parladığını kesinlikle görebiliyorum. Oradaki feminist hareket kendi yeri için mücadele etti ve devrimin aktif bir parçası oldu, hatta hükümeti şekillendirdi.
Rosa Luxemburg'un savaş karşıtlığı ve emperyalizm eleştirisi, Kuzey ve Doğu Suriye'deki kadınların barış ve özgürlük mücadelesinde kendini nasıl gösteriyor?
Rosa Luxemburg, esas olarak sermaye birikimindeki rolleri nedeniyle savaş ve emperyalizmin güçlü bir karşıtıydı. Kapitalizmi ve emperyalizmi zenginleştirmedeki rolünün yanı sıra silahlı mücadelenin militarizasyona yol açtığının da farkındaydı. Militarizasyon, daha fazla şiddete yol açıyor ve kadınların, farklı toplumsal cinsiyet kimliklerinin özellikle silahlı çatışmalar sırasında şiddetten orantısız bir şekilde etkilendiğini ve özellikle cinsel şiddet söz konusu olduğunda en çok etkilenenler olduğunu biliyoruz. Kuzey ve Doğu Suriye'de, kadın hareketleri, egemenliklerini ve kaderlerini tayin etme haklarını tehdit eden emperyalist müdahalelere ve yabancı işgallere karşı çıkarak, bu mücadeleyi sürdürmektedir. Rojavalı kadınlar, barışın emperyalist savaşlar ya da yabancı egemenliği bağlamında sağlanamayacağının farkındalar. Mücadeleleri sadece toplumsal cinsiyet eşitliği için değil, aynı zamanda toplumların özgürlüğü içindir. Bu, Rosa Luxemburg'un insanların, özellikle de kadınların ihtiyaçları göz ardı edilirken sermayenin çıkarlarına hizmet ettiğine inandığı emperyalizm ve savaş eleştirisiyle uyumlu.
Feminist bir araştırmacı olarak, kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesinin daha fazla pratikleşeceği bir dünya için umutlu musunuz? Rojava örneğinin yaygınlaşması için nasıl bir ortak kadın mücadelesine ihtiyaç var?
Rojava örneği; toplum temelli, feminist ve anti-kapitalist bir yaklaşımın nasıl daha adil bir toplum yaratabileceğine dair değerli dersler sunuyor. Bugüne kadar başardıklarımızla gurur duymalıyız. Ne olursa olsun vazgeçmek asla bir seçenek olmayacaktır.
Mücadeleyi güçlü ve anlamlı bir şekilde sürdürmek istiyorsak umutlu olmaktan başka seçeneğimiz yok. Umut çok önemli; bizi harekete geçiriyor, devam etmemizi sağlıyor, ataerkil yapılardan ve baskıdan kurtulmanın kaçınılmaz olduğuna inanmamızı sağlıyor. Aksilikler hareketin bir parçasıdır; inişler ve çıkışlar olacaktır ve buna hazırlıklı olmalıyız. Haklarımızı, özgürlüğümüzü ve adaleti tam olarak gerçekleştirme yolunda uzun bir yolculuk bu, ama biz bu yolda kararlıyız. Rojava örneği; toplum temelli, feminist ve anti-kapitalist bir yaklaşımın nasıl daha adil bir toplum yaratabileceğine dair değerli dersler sunuyor. Ancak bunu daha yaygın hale getirmek için tam olarak neye ihtiyaç olduğunu söyleyemem. Her toplumun yapısı, uyumu ve gelenekleri kendine özgüdür ve bir yerde işe yarayan bir şeyin başka bir yerde işe yaraması gerekmez. Devrimlerin ve yönetim sistemlerinin esnek olması ve her topluma uyum sağlaması gerekir. Sosyalizm ve adalet-kapitalizmi ve ataerkilliği ortadan kaldırmak en yüksek ilkeler olacaktır, ancak bunlar farklı şekillerde gerçekleştirilebilir ve başarılabilir.
Bir önceki soruyla bağlantılı olarak, Dünya Kadınlar Günü için kadınlara çağrınız ne olurdu?
Bugüne kadar başardıklarımızla gurur duymalıyız. En güçlülerin yaşadığı ve kazandığı sağlam bir kapitalist sistemle mücadele ediyoruz. Elbette hala pek çok haktan mahrum bırakılıyoruz; Lübnan'da kadınlar hala vatandaşlıklarını çocuklarına ve eşlerine devredemiyor. Ataerkillik hala yasal sistemde kök salmış durumda ve bu sadece bir örnek. Dolayısıyla feminist mücadele devam ediyor ve daha yapılacak çok iş var. Feministler olarak, bu adaletsizlikler giderilene ve herkesi, özellikle de en savunmasız olanları gerçekten koruyan bir hukuk sistemine sahip olana kadar sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.
Rosa Luxemburg gibi birini düşündüğümüzde, kendisini ille de feminist olarak tanımlamasa da çalışmalarının eşitlik ve sosyal adalet mücadelesinde derin kökleri olduğunu hatırlamak önemlidir. Sosyalizmin en gerçek haliyle, kadınlar da dahil olmak üzere tüm kesimler için hak ve eşitliği garanti edeceğini anlamıştı. Sınıf ve eşitlik konusundaki fikirleri, feminizme bugün odaklandığımız şekilde odaklanmamış olsa bile kadın haklarına da değiniyordu. Beklentilerimizi yönetelim ve eşitlik mücadelesine yaklaşırken stratejik olmaya devam edelim. Her şeyi bir anda çözmek zorunda değiliz ve bu sorun değil. Bu daha çok bunun sürekli bir mücadele, sabır, istikrar ve kararlılık gerektiren uzun vadeli bir adalet mücadelesi olduğunu kabul etmekle ilgili. Bu uzun bir yol ve sürekli bir mücadele. Hepimiz eşit hak ve özgürlüklere sahip olana kadar asla vazgeçmeyeceğiz. Ne olursa olsun vazgeçmek asla bir seçenek olmayacaktır.
MA / Zemo Ağgöz - Hîvda Çelebi